NEUROMARKETING

Yorum Yok
23 Nisan 2017
Kategori Nörobilim, Sağlık, Yönetim
Etiketler ,
Paylaş

zeki beyinler ve mutluluk02

Ernest Hemingway demiş ki; “Mutluluk, zeki insanlarda en az rastladığım bir şeydir.” Hemingway ile cehaletin de mutluluk olduğunu iddia eden kişiler, aynı fikirde olmalı. Bunun doğruluğunu araştırmak için öncelikle ‘zeki’ olma kavramını öğrenmekte fayda var. Sözlüğe baktığımızda zeki olmanın manası şöyle çıkıyor: ‘Anlama ve kavrama yeteneği’… Kolay anlamak ve kavramak, bilişsel bir yetenek olduğu için ağırlıklı olarak Neo Korteksi ile alakalı… Bu yeteneğin güçlenmesi için empatinin olması gerektiğini var sayarsak, empati de Limbik Sistem ile ilintili… Bu tanımlara göre, zeki olmak için iyi çalışan bir Limbik Sisteme ve Neo Korteks’e ihtiyaç var… Peki zeki olmak, Allah vergisi mi, yoksa sonradan öğrenilen bir şey mi? Zeki insanların ebeveynleri de zeki mi, yoksa yeni nesil zaten çok mu zeki? Zekanın eğitimle, zenginlikle, çevre ile bir ilgisi var mı? Elbette bir çok istatistik her birini tek tek ispatlar, belki de aksini ispatlar. Zaten konumuz bu değil…

Asıl soru şu: “Zeki dediğimiz insanlar gerçekten mutsuz mu?”

Zeka ve Bilgi

Zeki insanlar, kolay anlama ve kavrama yeteneğine sahip ise, daha çabuk öğrenip daha fazla bilgiye sahip olma avantajına da sahip olmalılar. Bu yetenek, merak ile birleşirse devamlı öğrenen bir makinaya dönen zeki insan bir süre sonra, çok bilmekten ötürü diğer insanlardan izole olma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilirsen. Bu ayrışma onları sosyal olarak yalnızlığa sürükleyebilir.

Diğer bir çelişki ise şurada yaşanır: Ne kadar öğrenirlerse öğrensinler, hala bilmedikleri bir çok konu vardır. Bilgi, insanlığın geçmiş hatıralarından başka bir şey değildir ve tamamını öğrenme ihtimali çok zayıftır. Bilgiye bağımlı kişi bir yandan kendini bilgisi ile özdeşleştirirken diğer yandan hala bilmediklerinden dolayı kendini yetersiz hissedebilir. Her özdeşleşme bir ayrım yaratır; bu da doğal olarak mutsuzluğu körükler.

Bilgiye takılan aynı zamanda geçmişte sabitlenmiş gibidir. Elbette birçok değerli bilgi işimiz yarar ancak bilgi doğası gereği geçmiş deneyimlere dayanır. Bu şekilde yeniye ve şimdiye kapalı bir hale gelebiliriz. Einstein’ın dediği gibi zekanın keşifler ile bir ilgisi yoktur; keşifler daha çok sezgiler ile doğru orantılıdır. Bu sebeple kendisi kuramlarının bir kısmını tıraş olurken bulmuştur. Newton yer çekimini keşfettiğinde elma ağacının altındadır. Arşimed ise hamamdan fırlamıştır… Bu anlar zihin açık, berrak ve dingin olduğu anlardır…

zeki beyinler ve mutluluk03

Mutluluk

Öte yandan, mutluluk kavramını da irdelemek gerekir. Bilimsel olarak mutluluk beyinde serotonin ve endorfin gibi hormonların salgılanması ile açıklanır. Bu hormonlar, onaylandığımız, görüldüğümüz veya takdir edildiğimizde ortaya çıkar ve geçici de olsa bizi iyi hissettirirler. Oysa kalıcı olacak bir mutluluk var mıdır? Tüm deneyimler zamana bağımlı olduğuna göre, bize zevk veren, mutluluk veren olaylar bir süre sonra tükenmeye mahkum değil midir? Bu şekilde baktığımızda mutluluk olması için mutlu olunmayan anlara da ihtiyaç var gibi gözüküyor. Mutluluğun bağlamı mutsuzlukmuş gibi… Kalıcı olan bir mutluluk olabilir mi? Tanımı itibariyle bunun mümkün olması imkasız. Oysa kalıcı bir huzur ve dinginlik hali; bir gözlemci hali mümkün mü? Bu mümkünse, bunun zeka veya hormonlar ile bir ilgisi var mı? Yoksa tamamen sessiz bir zihin, özdeşleşmenin olmaması, şu veya bu şekilde tarif edilmemek bunu sağlar mı?

Bilgelik

İşte bu noktada konu, bilgiden bilgeliğe geçmekte… Bilgelik her ne kadar, bilginin kullanılması ve içselleştirilmesi gibi tanımlansa da, bu tanımlama oldukça yetersiz kalabilir. Bilginin uygulanması ve yaşanması çok önemlidir ancak bizi bilginin tutsaklığından kurtarmakta yeterli olmayabilir.

Bilgelik, tanımlamaların, özdeşleşmelerin, temel inançlardan özgürleşmiş bir şekilde, tamamen sakin bir zihni bakmak ve derin bir anlayış geliştirmekle kazanılır. Bu anlayış ise, Kuantum fizikçilerinin de ispatladığı gibi zaman ve mekan illüzyonlarını aşarak, birliğin kavranması ile gerçekleşir. Birlik kavrandığında ise, hiç bir bir bilgiye ihtiyaç duyulmayan, hiç bir hedefe ulaşılmasının gerekmediği bir nokta ortaya çıkar. Bu noktada ise mutluluk yerine kalıcı bir bütünlük ve huzur meydana çıkar…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hakkında

“BEYNİNİ OKUYAN ADAM”

Deniz Öztaş; TED Ankara Koleji, ODTÜ Makine ve ODTÜ İşletme Yüksek Lisansı ile 18 senelik eğitim hayatında öğrendiklerini 2006 sonrasında unutma sürecine girip, yeniden öğrenmeyi seçti, yeniden bir yolculuğa başladı...

Devamı...

NeuroMarketing Business Association Resmi İş Ortağı

neuromarketing business association

Takip Et

Popüler Yazılar

  • Zihnimizde Kaç Kişi Var?

      Şu ana kadar beyni üç ana kısımda inceledik; eski beyin (sürüngen), orta beyin (memeli) ve yeni beyin (mantık)... Eski beyin, sürüngen beynimiz ve en ilkel olmasına rağmen büyük patron ola...

  • Bilinçaltı ve Müşteriyi Okumak

    Zihinsel Pazarlamanın işi beyinle, dolayısıyla zihinle... Zihni ise bilinçli ve bilinçsiz, daha doğrusu bilinç ve bilincalti oluşturuyor. Bilinçaltı ismi ile google 'görsel' olarak araştırdığınız...

  • Ben de mi?

    Havada ahenkle dans eder gibi uçan kuşları görmüşsünüzdür. Bu kuşlar sanki tek bir canlı gibi hareket ederler ve hareketleri o kadar hızlı ve uyumludur ki sanki birbirlerinin zihnini okur gibidirl...

  • Tüketim…

    Çocuklarıma kalan eski oyuncaklarım var... Bu oyuncaklar yıllara meydan okurken, markalı veya markasız aldığımız her oyuncak kısa zamanda yerine bir başka oyuncağa vermek için yarışır durumda. Tü...

  • Yazı Karakterleri Ne Kadar Etkili?

    Bir müşteriye  bir belge, bir anket mi doldurtmak istiyorsunuz? Veya bir bağış mı toplamak amacınız? Her iki durumda da, daha başarılı olmak istiyorsanız kolay okunur bir dokümana ihtiyacınız var...